Archive for 11 Şubat 2013

Yeni Borçlar Kanununa Göde Hizmet Sözleşmesinin Sona Ermesi

1.Giriş

01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hizmet (iş) sözleşmesinin sona ermesi konusunda yeni düzenlemeler getirmiştir.

Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur. İrade açıklaması, açık veya örtülü olabilir. Taraflar sözleşmenin esaslı noktalarında uyuşmuşlarsa, ikinci derecedeki noktalar üzerinde durulmamış olsa bile sözleşme kurulmuş sayılır. Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir. Kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil, kural olarak geçerlilik şeklidir. Öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmaz.

2.Hizmet Sözleşmesi

Hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle iş görmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. İşçinin işverene bir hizmeti kısmî süreli olarak düzenli biçimde yerine getirmeyi üstlendiği sözleşmeler de hizmet sözleşmesidir. Genel hizmet sözleşmesine ilişkin hükümler, kıyas yoluyla çıraklık sözleşmesine de uygulanır; özel kanun hükümleri saklıdır.

Hizmet sözleşmesi, kanunda aksine bir hüküm olmadıkça özel bir şekle bağlı değildir. Bir kimse, durumun gereklerine göre ancak ücret karşılığında yapılabilecek bir işi belli bir zaman için görür ve bu iş de işveren tarafından kabul edilirse, aralarında hizmet sözleşmesi kurulmuş sayılır. Geçersizliği sonradan anlaşılan hizmet sözleşmesi, hizmet ilişkisi ortadan kaldırılıncaya kadar, geçerli bir hizmet sözleşmesinin bütün hüküm ve sonuçlarını doğurur.

3.Hizmet Sözleşmesinin Sona Ermesi

a) Belirli Süreli Sözleşmede

Belirli süreli hizmet sözleşmesi, aksi kararlaştırılmadıkça, fesih bildiriminde bulunulmasına gerek olmaksızın, sürenin bitiminde kendiliğinden sona erer.Belirli süreli sözleşme, süresinin bitiminden sonra örtülü olarak sürdürülüyorsa, belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür. Ancak, esaslı bir sebebin varlığı hâlinde, üst üste belirli süreli hizmet sözleşmesi kurulabilir.

Taraflardan her biri, on yıldan uzun süreli hizmet sözleşmesini on yıl geçtikten sonra, altı aylık fesih bildirim süresine uyarak feshedebilir. Fesih, ancak bu süreyi izleyen aybaşında hüküm ifade eder. Sözleşmenin fesih bildirimiyle sona ereceği kararlaştırılmış ve iki taraf da fesih bildiriminde bulunmamışsa, sözleşme belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür.

b) Belirsiz Süreli Sözleşmede

Belirsiz süreli hizmet sözleşmelerinin feshinden önce, durumun diğer tarafa bildirilmesi gerekir.

Hizmet sözleşmesi;

– bildirimin diğer tarafa ulaşmasından başlayarak, hizmet süresi bir yıla kadar sürmüş olan işçi için iki hafta sonra;

– bir yıldan beş yıla kadar sürmüş işçi için dört hafta;

– beş yıldan fazla sürmüş işçi için altı hafta sonra sona erer. Bu süreler kısaltılamaz; ancak sözleşmeyle artırılabilir.

İşveren, fesih bildirim süresine ait ücreti peşin vermek suretiyle hizmet sözleşmesini feshedebilir. Fesih bildirim sürelerinin, her iki taraf için de aynı olması zorunludur; sözleşmede farklı süreler öngörülmüşse, her iki tarafa da en uzun olan fesih bildirim süresi uygulanır. Hizmet sözleşmesinin askıya alındığı hâllerde fesih bildirim süreleri işlemez.

c) Deneme Süresi İçinde

Taraflar, hizmet sözleşmesine iki ayı aşmamak koşuluyla deneme süresi koyabilirler. Deneme süresi konulmuşsa taraflar, bu süre içinde fesih süresine uymak zorunda olmaksızın, hizmet sözleşmesini tazminatsız feshedebilirler. İşçinin çalıştığı günler için ücret ve diğer hakları saklıdır.

4.Feshe Karşı Koruma (Tazminatı)

Hizmet sözleşmesinin fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işveren, işçiye fesih bildirim süresine ait ücretin üç katı tutarında tazminat ödemekle yükümlüdür.

5.Hizmet Sözleşmesinin Feshi

Taraflardan her biri, haklı sebeplerle sözleşmeyi derhâl feshedebilir. Sözleşmeyi fesheden taraf, fesih sebebini yazılı olarak bildirmek zorundadır. Sözleşmeyi fesheden taraftan, dürüstlük kurallarına göre hizmet ilişkisini sürdürmesi beklenemeyen bütün durum ve koşullar, haklı sebep sayılır.

İşverenin ödeme güçsüzlüğüne düşmesi hâlinde işçi, sözleşmeden doğan hakları uygun bir süre içinde işveren tarafından güvenceye bağlanmazsa, sözleşmeyi derhâl feshedebilir.

6.Hizmet Sözleşmesi Feshinin Sonuçları

a) Haklı fesih sebepleri, taraflardan birinin sözleşmeye uymamasından doğmuşsa o taraf, sebep olduğu zararı, hizmet ilişkisine dayanan bütün haklar göz önünde tutularak, tamamen gidermekle yükümlüdür. Diğer durumlarda hâkim, bütün durum ve koşulları göz önünde tutarak haklı sebeple feshin maddi sonuçlarını serbestçe değerlendirir.

b) İşveren, haklı sebep olmaksızın hizmet sözleşmesini derhâl feshederse işçi, belirsiz süreli sözleşmelerde, fesih bildirim süresine; belirli süreli sözleşmelerde ise, sözleşme süresine uyulmaması durumunda, bu sürelere uyulmuş olsaydı kazanabileceği miktarı, tazminat olarak isteyebilir. Belirli süreli hizmet sözleşmesinde işçinin hizmet sözleşmesinin sona ermesi yüzünden tasarruf ettiği miktar ile başka bir işten elde ettiği veya bilerek elde etmekten kaçındığı gelir, tazminattan indirilir. Hâkim, bütün durum ve koşulları göz önünde tutarak, ayrıca miktarını serbestçe belirleyeceği bir tazminatın işçiye ödenmesine karar verebilir; ancak belirlenecek tazminat miktarı, işçinin altı aylık ücretinden fazla olamaz.

c)İşçi, haklı sebep olmaksızın işe başlamadığı veya aniden işi bıraktığı takdirde işveren, aylık ücretin dörtte birine eşit bir tazminat isteme hakkına sahiptir. İşverenin, ayrıca ek zararlarının giderilmesini isteme hakkı da vardır. İşveren zarara uğramamışsa veya uğradığı zarar işçinin aylık ücretinin dörtte birinden az ise, hâkim tazminatı indirebilir. Tazminat isteme hakkı takas yoluyla sona ermemişse işveren, işçinin işe başlamamasından veya işi bırakmasından başlayarak otuz gün içinde, dava veya takip yoluyla bu hakkını kullanmak zorundadır. Aksi takdirde, tazminat isteme hakkı düşer.

7.İşçinin Ölümü

Sözleşme, işçinin ölümüyle kendiliğinden sona erer. İşveren, işçinin sağ kalan eşine ve ergin olmayan çocuklarına, yoksa bakmakla yükümlü olduğu kişilere, ölüm gününden başlayarak bir aylık; hizmet ilişkisi beş yıldan uzun bir süre devam etmişse, iki aylık ücret tutarında bir ödeme yapmakla yükümlüdür.

8.İşverenin Ölümü

İşverenin ölümü hâlinde, yerini mirasçıları alır. Bu durumda işyerinin tamamının veya bir bölümünün devri ile gerçekleşen hizmet ilişkisinin devrine ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır. Hizmet sözleşmesi ağırlıklı olarak işverenin kişiliği dikkate alınmak suretiyle kurulmuşsa, onun ölümüyle kendiliğinden sona erer. Ancak, işçi sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zarar için, mirasçılardan hakkaniyete uygun bir tazminat isteminde bulunabilir.

9.Hizmet Sözleşmesinin Sona Ermesinin Sonuçları

a) Sözleşmenin sona ermesiyle,sözleşmeden doğan bütün borçlar muaccel olur. Muacceliyet anı, işçinin aracılığı suretiyle kurulan hukuki ilişkilerde üçüncü kişinin üstlendiği borç, hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonra tamamen veya kısmen ifa edilecekse altı aya; dönemsel edimler içeren ilişkilerde bir yıla; sigorta sözleşmelerinde veya ifası altı aydan uzun bir süreye yayılmış olan işlerde ise iki yıla kadar, yazılı bir anlaşmayla ertelenebilir. Üretilenden pay verilmesi öngörülen hâllerde ürün payı belirlenir belirlenmez, cirodan veya kârdan pay verilmesi kararlaştırılan hâllerde ise pay, hesap dönemini izleyen en geç üç ay sonunda muaccel olur.

b) Sözleşmenin sona ermesi durumunda, taraflardan her biri, diğerinden veya üçüncü bir kişiden diğerinin hesabına, hizmetle ilişkili olarak almış olduğu şeyleri geri vermekle yükümlüdür.İşçi, özellikle motorlu taşıtları ve trafik izin belgelerini, alacaklarından fazla olduğu ölçüde ücret ve masraf avanslarını geri vermekle yükümlüdür. Tarafların hapis hakları saklıdır.

10.Sonuç

Hizmet sözleşmesi, kanunda aksine bir hüküm olmadıkça özel bir şekle bağlı değildir. Bir kimse, durumun gereklerine göre ancak ücret karşılığında yapılabilecek bir işi belli bir zaman için görür ve bu iş de işveren tarafından kabul edilirse, aralarında hizmet sözleşmesi kurulmuş sayılır.

Hizmet sözleşmesi;bildirimin diğer tarafa ulaşmasından başlayarak, hizmet süresi bir yıla kadar sürmüş olan işçi için iki hafta sonra;bir yıldan beş yıla kadar sürmüş işçi için dört hafta;beş yıldan fazla sürmüş işçi için altı hafta sonra sona erer. Bu süreler kısaltılamaz; ancak sözleşmeyle artırılabilir.Taraflardan her birinin, belirsiz süreli sözleşmeyi fesih sürelerine uyarak feshetme hakkı vardır.

Sözleşmeyi fesheden taraf, fesih sebebini yazılı olarak bildirmek zorundadır. Sözleşmeyi fesheden taraftan, dürüstlük kurallarına göre hizmet ilişkisini sürdürmesi beklenemeyen bütün durum ve koşullar, haklı sebep sayılır.

İşveren, fesih bildirim süresine ait ücreti peşin vermek suretiyle hizmet sözleşmesini feshedebilir. Fesih bildirim sürelerinin, her iki taraf için de aynı olması zorunludur; sözleşmede farklı süreler öngörülmüşse, her iki tarafa da en uzun olan fesih bildirim süresi uygulanır. Hizmet sözleşmesinin askıya alındığı hâllerde fesih bildirim süreleri işlemez.

C.Sinan ÖZDEMİR

İş Baş Müfettişi

internet Salonlarında Çalışan Mesul Müdürlerin Sigortalılığı

İNTERNET SALONLARINDA ÇALIŞAN MESUL

MÜDÜRLERİN SİGORTALILIĞI

I.GİRİŞ

İnternet salonlarında mesul müdür istihdam edilmektedir. Ancak çalıştırılan mesul müdürlerin çoğu zaman Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmediği görülmektedir. Sonradan tespit edilen bu çalışmalar bazen ödenmesi güç idari para cezalarına sebep olmaktadır. Mesul müdür çalıştıran işletmelerin, sosyal güvenlik konusunda yapmaları gerekenler yazının konusunu teşkil etmektedir.

II. MESUL MÜDÜR ÇALIŞTIRILMASI ZORUNLULUĞU

İş Yeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmeliğin(1) 4’üncü maddesinde, İnternet salonları, umuma açık istirahat ve eğlence yerlerinin içinde tanımlanmıştır. Yine aynı yönetmelikte iş yerleri sıhhi veya gayri sıhhi diye sınıflandırılmış, gayri sıhhi müesseseler üç sınıfa ayrılmıştır. Yönetmelikteki tanımlar şu şekildedir.

Gayrisıhhî müessese: Faaliyeti sırasında çevresinde bulunanlara biyolojik, kimyasal, fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden az veya çok zarar veren veya vermesi muhtemel olan ya da doğal kaynakların kirlenmesine sebep olabilecek müesseselerdir.

Birinci sınıf gayrisıhhî müessese: Meskenlerden mutlaka uzak bulundurulmaları gereken iş yerleridir.

İkinci sınıf gayrisıhhî müessese: Meskenlerden mutlaka uzaklaştırılması gerekmemekle beraber izin verilmeden önce civarında ikamet edenlerin sıhhat ve istirahatleri üzerine gerek tesisatları ve gerekse vaziyetleri itibarıyla bir zarar vermeyeceğine kanaat oluşması için inceleme yapılması gereken iş yerleridir.

Üçüncü sınıf gayrisıhhî müessese: Meskenlerin yanında açılabilmekle beraber yalnız sıhhî nezarete tabi tutulması gereken iş yerleridir.

Sıhhî müessese: Gayrisıhhî müesseseler dışında kalan her türlü iş yeridir.

Yukarıda çıkarılan tanımlara göre İnternet salonlarına bazı belediyelerce ikinci sınıf gayrisıhhî müessese, bazı belediyelerce de üçüncü sınıf gayrisıhhî müessese sınıfından ruhsat verilmektedir.

Adı geçen yönetmelikte birinci sınıf gayrisıhhî müesseselerde, işletmenin faaliyet alanında mesleki yeterliliğe sahip bir sorumlu müdür çalıştırılması zorunlu olduğu belirtilmiştir. Ancak İnternet salonlarının, birinci sınıf gayrisıhhî müessese kapsamında olmadığı oldukça açıktır.

Yönetmeliğin 35’inci maddesinde umuma açık istirahat ve eğlence yerinin sahibinin tüzel kişi olması durumunda, iş yerini idare etmek üzere bir mes’ul müdür görevlendirileceği, gerçek kişilerin de iş yerine mes’ul müdür görevlendirebileceği ve görevlendirilen mes’ul müdürün yetkili idareye(2) bildirileceği belirtilmektedir.

Yönetmelikte tüzel kişilerin mesul müdür çalıştırmasının zorunlu olduğu, gerçek kişilerde ise zorunlu olmadığı ifade edilmektedir. Ancak uygulamada bazı iş yeri açma ve çalışma ruhsatı vermeye yetkili kuruluşların, gerçek kişilerden de mesul müdür tayin edilmesini istedikleri görülmektedir.

İnternet Toplu Kullanım Sağlayıcıları Hakkında Yönetmelikte(3) de tüzel kişilerin sorumlu müdür çalıştırmalarının zorunlu olduğu, gerçek kişilerin ise sorumlu müdür çalıştırabilecekleri belirtilmektedir.

Adı geçen yönetmeliğin 3’üncü maddesinde sorumlu müdür, izin belgesi sahibinin işinin başında bulunmadığı zamanlarda onun yerine yetkili olan kişi olarak tarif edilmiştir.

III. MESUL MÜDÜRÜN SİGORTALILIĞI

Hem iş yeri açma ve çalışma ruhsatlarına ilişkin yönetmelikte hem de İnternet Toplu Kullanım Sağlayıcıları Hakkında Yönetmelikte, İnrternet salonu işleten tüzel kişilerin mesul müdür çalıştırmalarının zorunlu olduğu belirtilmiştir.

Mesul müdür; iş yeri açma ve çalışma ruhsatları hakkındaki yönetmelikte, iş yerini idare eden kişi olarak tanımlanmış, İnternet Toplu Kullanım Sağlayıcıları Hakkında Yönetmelikte ise iş yeri sahibinin işinin başında bulunmadığı zamanlarda onun yerine yetkili olan kişi olarak tanımlanmıştır.

Gerek tüzel kişilerce zorunlu olarak tayin edilen, gerekse gerçek kişilerce isteğe bağlı olarak ya da iş yeri açma ve çalışma ruhsatı vermeye yetkili kuruluşun veyahut kolluk kuvvetinin talebine bağlı olarak tayin edilen mesul müdürün sigortalı olması gerektiği tartışmasızdır.

Tüzel kişilik tarafından tayin edilen mesul müdür, aynı zamanda tüzel kişiliğin ortağı ise (kendi şirketinden 4/a kapsamında sigortalı olarak bildirilemeyecek durumda olanlar) 4/b kapsamında sigortalı olacaktır.

Mesul müdür tayin edilen kişi dışarıdan bir kişi ise, bu kişinin 4/a kapsamında sigortalı olması gerekmektedir.

Genellikle mesul müdürlük sözleşmelerinin noterden yapılması aynı zamanda kolluk kuvvetleri ile ruhsat vermeye yetkili kuruluşlara mesul müdürlük bildirimlerinin yapılması nedeniyle, mesul müdür tayin edilen kişinin, yasal sürede Sosyal Güvenlik Kurumuna da bildirilmesi, İnternet salonu işleticilerinin ileride cezalarla karşılaşmamaları açısından önemlidir.

Yukarıda adı geçen yönetmeliklerde, mesul müdürün tam zamanlı çalışacağına dair bir hüküm bulunmadığı gibi, İnternet Toplu Kullanım Sağlayıcıları Hakkında Yönetmelikte mesul müdürün iş yeri sahibinin işinin başında bulunmadığı zamanlarda onun yerine yetkili olan kişi olarak tanımlanmış olması mesul müdürlerin kısmi zamanlı olarak da çalışabileceklerini göstermektedir.

IV. SONUÇ

İnternet salonlarının genellikle gerçek kişiler tarafından işletildiği, gerçek kişi işletmelerinde yasal zorunluluk olmamasına rağmen, gerek bazı ruhsat veren kuruluşlarca gerekse bazı yerlerdeki kolluk kuvvetlerince talep edilmesi nedeniyle gerçek kişiler tarafından da mesul müdür tayin edildiği görülmektedir. Tayin edilen mesul müdür ile işletme sahibi arasındaki ilişki hizmet akdine dayandığından, bu kişilerin 4/a kapsamında sigortalı olmaları kaçınılmazdır.

Mevzuatta, mesul müdürlerin kısmi zamanlı çalışmayacağı yönünde bir hüküm bulunmamaktadır. Yapılan mesul müdürlük sözleşmesine göre (sözleşmede çalışacağı zaman dilimi belirtilerek) kısmi zamanlı çalıştırılmaları, bu şekilde çalışanlarında çalıştıkları gün kadar Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmeleri mümkündür.

Hiç bildirim yapmayan İnternet salonu işleticileri, sonradan tespit edilen mesul müdürlük belgeleri nedeniyle ağır idari para cezaları ile karşılaşmaktadırlar. Ceza ile karşılaşmamak için tüm çalışanların olduğu gibi, mesul müdürlerin de yasal sürelerde Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmelerinde yarar vardır.

________________________________________

(*) Bozüyük Sosyal Güvenlik Merkezi Müdür V. İşletme Bilim Uzmanı

(1) 10.08.2005 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.

(2) Yetkili idare; Belediye sınırları ve mücavir alanlar dışı ile kanunlarda münhasıran il özel idaresine yetki verilen hususlarda il özel idaresini; büyükşehir belediyesi sınırları ve mücavir alanlar içinde büyükşehir belediyesinin yetkili olduğu konularda büyükşehir belediyesini, bunların dışında kalan hususlarda büyükşehir ilçe veya ilk kademe belediyesini; belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde belediyeyi ve organize sanayi bölgesi sınırları içinde organize sanayi bölgesi tüzel kişiliğini ifade eder.

(3) 01.11.2007 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.

S.Mehmet KELEŞ(*)

Sosyal Güvenlik Denetmeni

İbranamenin Geçerliliği Sorunu

İBRANAMENİN GEÇERLİLİĞİ SORUNU(1)

İbra “aklama” ya da “temize çıkarma” anlamına gelmektedir. İş Hukuku boyutuyla ibraname ise; işçinin işten ayrılırken yasal tüm alacaklarını aldığına ve işverenden herhangi bir alacağı kalmadığına ilişkin olarak işverene verdiği imzalı belgeye denmektedir.

İbraname her şeyden önce bir sözleşme türüdür. İbra sözleşmesi çalışma ilişkilerinde “ibraname” adıyla yaygın bir uygulama alanı bulmaktadır. Buna rağmen ibraname, 4857 sayılı İş Kanunu’nda ya da 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nda düzenlenmemekteydi. Ancak, 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nda ibranameye ilişkin ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir.

6098 sayılı Yeni Borçlar Kanunu’nun 132 nci maddesine göre; borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belirli bir şekle tabi tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilmektedir. Her ne kadar, bahse konu 132 nci maddeyle ibranameye ilişkin şekil serbestisi öngörülmüşse de, bu serbesti işçi ve işveren tarafları için aynı Kanunun 420 nci maddesiyle sınırlandırılmıştır. 6098 sayılı Kanunun 420 nci maddesine göre; işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibariyle sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi ve ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibranameler ise hükümsüz kabul edilmektedir.

İş sözleşmesinin feshini izleyen bir aylık süre içinde ibraname düzenlenememesi ve ödemelerin banka aracılığıyla yapılması zorunluluğu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Yeni Borçlar Kanunu ile düzenlenmiş olduğu için, bu tarihten sonra düzenlenecek olan ibranameler için geçerlidir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 19 uncu maddesinde, iş sözleşmesinin feshine itiraz bakımından bir aylık hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla birlikte, feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu nedenle, bir aylık süre işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir.

Diğer taraftan, bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de, bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanıyla ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir. Başka bir deyişle, işçinin fesihle birlikte muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve ücret haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir.

Ödemelerin banka aracılığıyla yapılma zorunluluğu ise, ödemeye dair ispat sorunlarını ortadan kaldırmaya yönelik bir düzenlemedir. Bu zorunluluk sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için geçerlidir. İşverenin cezai şart, eğitim gideri veya zarar tazminine yönelik olarak talep ettiği, yani işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler. Alacağın gerçek tutarda ödendiğini içermeyen ibranameler veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz niteliğindedir. Bu halde dahi ödemelerin banka aracılığıyla yapılma zorunluluğu bulunmaktadır.(2)

İş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibranameler hükümsüzdür. İşçi bu dönemde işverene bağımlı durumdadır. Bu nedenle, iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkündür.(3)

İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması halinde ibraname geçerli kabul edilmemektedir.(4)

İbraname varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine yöneliktir. Varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olabilmesi mümkün değildir. Ayrıca, işverenin savunması ya da kayıtları ile çelişen ibranamelerin geçersiz olduğu kabul edilmelidir.(5) Ancak, ibranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunmayla çelişkinin varlığı halinde ibraname bütünüyle geçersiz sayılmaz. İşverenin savunmayla çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesi dikkate alınır.(6)

İbra sözleşmelerinde, alacağın tamamının ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Kısmi ödeme yapılmışsa, ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemelerin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir.(7) İşçinin ibranamede yasal hakkını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ise ibra iradesinin bulunmadığı şeklinde değerlendirilmelidir.(8)

_____________________________________

(1) Bu makalede yer alan görüş ve düşüncelerin tamamı yazara ait olup, çalıştığı kurumun görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.

(2) Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E:2011/40319, K:2011/35307, Tarih: 06.10.2011.

(3) Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E:2008/41165, K:2010/29240, Tarih:15.10.2010.

(4) Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E:2008/37441, K:2010/31943, Tarih: 05.11.2010.

(5) Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E:2008/37372, K:2010/31566, Tarih: 04.11.2010.

(6) Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E:2008/33597, K:2010/20380, Tarih: 24.06.2010.

(7) Yargıtay 9. Hukuk Dairesi. E:2008/40992, K:2010/39123, Tarih:21.10.2010.

(8) Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E:2008/40032, K:2010/31666, Tarih:04.11.2010.

Cem BALOĞLU

Çal. ve Sos. Güv. Bak.

İş Müfettişi